CUMHURİYET ÖZGÜRLÜKTÜR
Tuğçe,
okuldan eve doğru yürüyordu. Birden ailesini düşündü. Annesi öğretmendi ve
bugün biraz geç gelecekti. Babasının da işleri son zamanlarda bir hayli
yoğundu. Kız kardeşinin de kursu vardı. Bu, bugün bir süreliğine evde yalnız
olacağı anlamına geliyordu.
Eve
girdiğinde üzerini değiştirdi ve biraz kestirmek istedi, çok yorgundu. Bugün
zorlu bir matematik sınavını atlatmıştı. Biraz uyuduktan sonra kalktı. Etraf
karanlıktı. Dışarıdan gelen seslerle irkildi. “Cumhuriyet özgürlüktür!” sesleri
yankılanıyordu. Önce korktu, anlam veremedi insanların bu coşkusuna.
Durduk yere nereden çıkmıştı bu şimdi? Sessizce yatağından doğruldu. Pencerenin
önüne sessizce geçti, perdeyi açtı. İnsanlar ellerindeki bayraklarla tek bir
ağızdan bağırıyordu. Birden düşündü, bugün ne oldu ki? Camı açtı,
biraz nefes almaya çalıştı. Aşağıya baktığında kendi yaşlarına mavi gözlü, sarı
saçlı, mavi bereli bir kız çocuğu ona doğru bakıyordu. Birden panikleyen Tuğçe,
hızlıca camı kapattı ve perdeyi örttü. Hemen telefonunu aldı ve annesini aradı.
“Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.” dedi telefon. Babasını aradığında da
aynı ses yankılanmıştı. Ne olduğunu kavramaya çalışan Tuğçe, pijamasının üstüne
aceleyle hırkasını geçirdi. Endişesi artarken gözü telefondaki tarihe ilişti.
“29 Ekim 1923”'ü gösteriyordu. Nasıl bu zamana gelmişti? Bir hata
olmalıydı. Hem bu tarihte cep telefonları icat bile edilmemişti. Aklında deli
deli sorularla dışarı çıktı. Dışarısı buz gibiydi aynı zamanda da
kalabalık. Biraz önce pencereden gördüğü kız, o da oradaydı.
-
Merhaba!
O da ne?
Tuğçe’ye mi sesleniyordu? Nereden tanıyordu ki onu? Tereddütle cevap verdi
Tuğçe:
-
Eee,
merhaba.
-
Adın
ne?
-
Ben
mi? Ben… Tuğçe.
-
Ben
de Emilia. Buraya Rusya'dan geldim. Tanıştığımıza memnun oldum.
Kızın gerçekten de sevecen biri olduğunu düşündü Tuğçe.
-
Tanıştığımıza
memnun oldum Emilia. Bu kalabalık da ne böyle?
Derin bir nefes alan Emilia, heyecanla anlatmaya koyuldu.
-
Siz
eskiden yani bugüne kadar saltanatla yönetilmişsiniz, babam söyledi. Ben
doğmadan önce de böyle yönetiliyormuş. Doğru değil mi? Sen padişahları
gördün mü?
Tuğçe ne
diyeceğini bilemedi. Ülkemizin eskiden saltanatla yönetildiğini biliyordu ama
padişahları görmemişti. O yüzden yalan söyleyemezdi. Sadece “Doğru.” dedi.
Merakı dinmemişti. “Ee sonra?” diye sordu Tuğçe. “Bugünden itibaren cumhuriyet
ile yönetilecekmiş ülkeniz.” dedi Emilia ve ekledi “Peki Cumhuriyet ne demek?
Sorduğu soruyu adeta başkası yöneltmiş gibi kendisi cevapladı.” Cumhuriyet,
milletin seçtiği insanların idareyi elinde bulundurması şeklindeki yönetim
biçimidir.” Tuğçe biraz utandı. Emilia ondan daha bilgiliydi. Hem de kendi
ülkesinde olmamasına rağmen… Bunları düşünürken telefonunu yere düşürdü. “O
nedir?” diye sordu Emilia. Tuğçe telefonunu saklarken “Hiç!” dedi. Ona
gelecekten geldiğini nasıl söyleyebilirdi. Emilia: “Hadi şu insanları
takip edelim. dedi. Tuğçe başıyla onayladı. Uzaktan gelen atlı seslerini
duymasıyla arkasına bile bakmadan koşması bir oldu. Eve vardığında nefes
nefeseydi. Yine merakına yenilip pencerenin kenarından dışarıya baktı. Sokak
bıraktığı gibiydi: “Cumhuriyet özgürlüktür”
Anne ve
babasına yeniden ulaşmayı denemeye karar verdi. Ama bu dönemde telefon yoktu ki.
Annesinin öğretmen olduğunu düşündü. “Öğretmenler okulundadır. Tabii ya
annesini böyle bulabilirdi. En yakın okula gidip annesinin adını söyleyecekti
ve oradaki görevliler de ona yardım edecekti. Hemen dışarı çıktı. Bir ilkokula
geldi ve hemen görevlilere sordu: “Merhabalar, benim annem Muallim adı Aysu
Kendisi şu anda hangi okulda?” “Okul mu, o nedir kızım? Afedersiniz,
mektep diyecektim.” O anda iyi ki Türkçe öğretmenimin verdiği eş anlamlı
kelimeleri ezberleme ödevini yapmışım, diye düşündü. Görevli “Evet tanırım
kendisini. O şu anda Fatih Mektebinde, oraya bakabilirsiniz.” dedi.
Teşekkür edip mektepten ayrılan Tuğçe koşmaya başladı. Fatih Mektebi’ni
buldu. Kalabalığın arasına karıştı. Bir duyuru yapılıyordu. Bu
kalabalığın içinde annesini bulmak çok zordu. Bir ara Emilia’yı görür gibi
oldu. Sonra duyuruya kulak kesildi. “Artık saltanattan Cumhuriyet
dönemine geçiyoruz. Hepimize hayırlı olsun! Özgürlük ve bağımsızlık benim
karakterimdir. Benim en büyük eserim cumhuriyettir! Türkiye Cumhuriyeti mesut,
başarılı ve muzaffer olacaktır. Cumhuriyet özgürlüktür!”
Bu sözleri
söyleyen kişi Atatürk'tü. Gözlerinde beliren yaşları yavaşça sildi. Herkes
Cumhuriyet özgürlüktür diye bağırıyordu. Annesinin yüzüne dokunmasıyla
irkildi.” Kızım biz geldik.” dedi. Tatlı, ruhuna huzur veren bu güzel rüyanın
sürmesini diledi. Hepsi bir düş olsa da bugüne taşınan ve varlığını sürdürecek
olan bir gerçek vardı elinde: Cumhuriyet. Bunu bilmenin gururuyla annesine
cevap verdi: “Cumhuriyet özgürlüktür!”
Zeynep Azra BİLİR
6/B
MaşaAllah.. Eline,yüreğine sağlık.
YanıtlaSilHarika olmuş emeği geçen öğretmenimize tebrikler
YanıtlaSilEllerinize sağlık hocam
YanıtlaSilÇok güzel hocam tebrikler
YanıtlaSil